Eylül 09, 2010
ANKARA - Faaliyetlerine devam ettiklerini bildiren dilekçeyi geçtiğimiz günlerde Ankara Valiliği’ne sunan TÖB-DER Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yalçınkaya ve Genel Sekreter Yardımcısı Seyfettin Bican, “Bir kere öldürülen arkadaşlarımıza borcumuz var. İkincisi 12 Eylül’ün bu büyük hukuksuzluğu bizi rahatsız ediyor. Davamıza sahip çıkıp, o kırılan onurumuzu yeniden onarmak istiyoruz. Onlar bizim onurumuzu kırdılar, bizi kapattılar, bize hapis yattırdılar, çeşitli işkenceler yaptılar, yani bizi insanlıktan çıkarmak için her türlü şeyi yaptılar. Biz de 12 Eylül’ün bu hukuksuzluğu ile hesaplaşması ve yüzleşmesi için derneğimizi yeniden açtık” dediler.
Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER), 12 Mart 1971 darbesinden sonra Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) 40 üyesi tarafından “Tüm eğitimciler tek çatı altında” sloganı ile kuruldu. İki yüz bin üyesiyle Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük öğretmen örgütlerinden biri haline geldi. 24 Aralık 1979'da Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından kapatılıp, üye ve yönetici öğretmenlerin bir kısmı 1402 sayılı sıkıyönetim yasasıyla işinden alındı ya da sürgüne gönderilerek istifaya zorlandı. Yöneticilerinin birçoğu haksız yere tutuklanarak, yıllarca hapis cezasına çarptırıldı. Bir kısmı da cezalar nedeniyle yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Derneğin bütün taşınmazları ve demirbaşlarına el konuldu. Dava karara bağlandıktan sekiz yıl sonra, kaçarak, askeri mahkemede yargılanmayan derneğin genel başkanın da içinde bulunduğu 19 yöneticisi Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada beraat etti. Bu kararla birlikte TÖB-DER ve yöneticileri üzerinde iki ayrı kararla dava tarihe geçti. Sıkıyönetim mahkemesinin kapatma kararı ve yargılayabildiği yöneticiler hakkındaki hapis cezaları geçerliliğini korurken, sivil mahkemede yargılanan diğer yöneticiler ise beraat etti. Sivil mahkemede yargılanan yöneticiler beraat ederken, sıkıyönetim mahkemesinin verdiği kapatma kararı ise bütün itirazlara rağmen kaldırılmadı, malları da geri verilmedi.
Türkiye’de öğretmen örgütlenmesinde bir dönemeç noktası olan TÖB-DER, tarihinde dört günlük iş bırakma eylemi, birçok miting ve Devrimci Eğitim Şurası’nı (DEŞ) gerçekleştirdi, anadilde eğitim hakkını tüm platformlarda savundu. Halen kapatma kararı bulunan TÖB-DER, otuz yıl sonra bir araya gelen mevcut yönetim kurulu üyeleri tarafından yeniden açıldı. Kapatıldığında Genel Başkan Yardımcısı olan İsmet Yalçınkaya, Genel Sekreter Yardımcısı Seyfettin Bican ve Ankara Şube Başkanı Tahsin Doğan dernek faaliyetlerine devam ettiklerini belirten dilekçeyi 24 Haziran’da Ankara Valiliği’ne sundu. Eğitim Sen binasında bir odada faaliyetlerine başlayan dernek, önümüzdeki bir ay içinde üyelerini ve delegelerini toparlayarak genel kurula gitmeyi hedefliyor. İsmet Yalçınkaya ve Seyfettin Bican ile Türkiye’de öğretmen örgütlenmesini, yaşadıkları baskıları, verdikleri mücadeleleri ve neden yeniden faaliyete geçmeye karar verdiklerini konuştuk.
*Öncelikle Türkiye’deki öğretmen örgütlülüğünden söz eder misiniz?
İsmet Yalçınkaya: Bu topraklarda öğretmenler hiçbir zaman örgütsüz kalmadılar. Sadece Takrir-i Sükun Kanunu çıktığında, 1925-1946 yılları arasında öğretmenler örgütsüz kaldı. Ama 1946’dan sonra mahalli dernekler ve köy öğretmenleri dernekleri tek tek kurularak daha sonra Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu şeklinde örgütlendiler. Bu federasyon 1965 yılına kadar devam etti. 1961 anayasası ile birlikte memurlara sendika kurma hakkı tanındı. Bunun üzerine öğretmenler iki sendika kurdu, biri Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), diğeri İlkokul Öğretmenleri Sendikası (İLKSEN). Ancak 1971 anayasası memurlara verilen sendika hakkını geri aldı. Bunun üzerine TÖS mecburen münfesih hale düştü. TÖS’lü bazı arkadaşlarımız bir araya gelerek, TÖB-DER’i kurdular. Ama ilk adı Türkiye Öğretmenler Birliği’dir (TÖB). 12 Mart 1971 muhtırası ile TÖS yöneticilerinin çoğu 141, 142’inci maddelerden tutuklandı. Ama dışarıda olan arkadaşlar o mirası TÖB-DER’le devam ettirdi.
Kısacası Federasyon TÖS’e, TÖS de TÖB-DER’E miras bıraktı. Bu birası şimdi ise Eğitim Sen yürütüyor.
*TÖB-DER nasıl bir örgüttü?
Yalçınkaya: TÖB-DER anti-emperyalist, anti-faşist, anti-kapitalisttir, anti-şovenisttir. Irkçı, şoven ve asimilasyonu eğitime karşıdır. TÖB-DER, özlük hakları için yürüttüğü mücadelenin yanı sıra, demokrasi için de büyük çaba harcadı. Mesela o dönemde anadilde eğitimi savunmuştur. TÖB-DER sürekli egemenlerin oy tahtası yapılmak istenmiştir. Üyeleri sürekli sürülmüş, öldürülmüş, genel merkezi dahil binaları defalarca basılmış ve kapatılmıştır.
*TÖB-DER neden bu kadar baskı gördü?
Yalçınkaya: TÖB-DER’in sosyal mücadeledeki yerinin çok büyük olmasından, sürekli halktan, demokrasiden, demokratik hak ve özgürlüklerin gelişmesinden yana bir mücadele içinde bulunmasındandır. Bu doğrultuda çeşitli yayınlar çıkartması, eylemler yapması dikkatleri çekiyordu. Sonuçta ne oldu, o dönemde yaklaşık 210 öğretmen arkadaşımız katledildi. Evleri kundaklanan arkadaşlarımız oldu. Binlerce arkadaşımız sürüldü. Beni de 1977’de Ankara’dan Dersim’e sürdüler. Sürekli egemenlerin hedefiydik. Kenan Evren konuşmalarında sürekli TÖB-DER’i, DİSK’i, Barış Derneği’ni diğer demokratik kitle örgütlerini hedef alıyordu. Mesela 1980 öncesi TÖB-DER cumhuriyet bayramında ve 30 Ağustos kutlamalarında Genelkurmay’ın verdiği resepsiyonlarda protokollerde bulunurdu. Ama ne olduysa 12 Eylül geldiğinde bir bakıyorsunuz ki TÖB-DER Türkiye’de var olan o kaosun günah keçilerinden birisi haline geliyor.
Bican: Öğretmenler o dönemde o kadar geniş sahaya yayılmışlardı ki, biz tüzük değişikliği yaparak büyük köylerde de şube açılabilir diyorduk. O hale geldik ki öğretmen hareketi her tarafta yayılıyordu. Dolayısıyla öğretmen örgütüne böyle bir saldırıyı gündeme getirdiler.
*Cuntayla birlikte derneğinize yönelik neler yapıldı?
Yalçınkaya: Bizi gözaltına aldılar. Dil okulunda bir ay gibi bir süre bizi tuttular. Serbest bıraktıktan bir ay sonra bütün yöneticilerimizi 3 Kasım 1980’de tekrar gözaltına aldılar ve hakkımızda dava açtılar. Derneğin ve yöneticilerin daha önce beraat ettiği bütün dosyalar bu dava dosyasına eklenmişti. Bütün şubelerimiz aranmış birkaç bildiri ve kitaptan başka hiçbir şey bulunamamıştı. Sonuçta Ankara 3 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Mahkemesi tarafından en hızlı bitirilen dava bizim davamız oldu. Bölücülükten, komünizm propagandası yapmaktan, halkı kin ve nefrete teşvikten yargılandık. Gerekçe bir sosyal sınıfın diğer bir sosyal sınıf üzerinde hakimiyet kurmak amacıyla örgüt kurmaktı. 64 kişi yargılandı ikisi dışında hepsi ceza aldı. Bu kişilerin arasında yöneticilerin bir kısmı vardı. Yine Demokratik Eğitim Şurası’na bildiri sunanlar da yargılandı.
*Bu kararın ardından neler oldu?
Yalçınkaya: Askeri mahkemenin verdiği cezaları çektik, dernek kapatıldı. Mallarına el konuldu. Sonra sıkıyönetim kalktı, sivil mahkemeler devreye girdi. Kaçan arkadaşlar sivil mahkemelerde yargılandılar ve beraat ettiler. Ortaya askeri mahkeme ve sivil mahkemenin aynı dosyadan, davadan vermiş olduğu iki farklı karar çıktı. Örneğin, genel bakan ve genel sekreter sivilde yargılandıkları için beraat ettiler, ama genel başkan yardımcısı ve genel sekreter yardımcısı sırf askeri mahkemede yargılandıkları için ceza aldı. Dünyada sanırım böyle bir dava olmamıştır.
*Sizler bu duruma itiraz etmediniz mi?
Yalçınkaya: Sivil mahkeme bu arkadaşlarımız hakkında beraat verince biz tekrar sıkıyönetim mahkemesine geri döndük. Dedik ki, bizi yeniden yargılayın. Ama maalesef onlar bunu delil olarak görmeyip, talebimizi reddettiler. Sonra Türkiye’de bizim de yargılandığımız 141, 142, 163’üncü maddeler kaldırıldı. DİSK davası askeri mahkemede ceza ve kapatmayla sonuçlanmıştı ama dosya askeri Yargıtay’da iken bu maddeler kalktığı için dava otomatik olarak düştü. Böylelikle DİSK yeniden açıldı. Biz de müracaat ettik, dedik ki mademki bu maddeler kalktı, bizim cezalarımızı kaldırın. Bizim hapis ve görevden men cezaları kalktı, tabi ne fayda, sonuçta infazını yaptık. Cezalar kalkınca öğretmenliğe de geri döndük. Ama mahkeme derneğin tüzel kişiliği hakkında kapatma kararını kaldırmadı. İlginçliğe bakın.
*AİHM’e gitmediniz mi?
Yalçınkaya: AİHM’e de götürdük. Ama Türkiye AİHM’e 1987’de üye olduğu için ‘öncesi beni ilgilendirmez’ dedi ve dosyayı reddetti.
*Anadilde eğitimi savunduğunuz için ne tür baskılar gördünüz?
Yalçınkaya: Anadilde eğitimi evrensel bir eğitim kuralı olarak düşünüyoruz. Ama ortada Kürt sorunu olunca olay farklı anlaşılıyor. Sıkıyönetim Mahkemesi’nde bizi en çok zorlayan suçlamalardan birisi bu anadil meselesidir. Anadili savunduğumuz için eğitim sistemini ırkçı, şoven, asimilasyoncu olarak nitelediğimiz gerekçesiyle suçlandık. Ama sıkıyönetimin en civcivli olduğu dönemlerde biz anadilde eğitimi savunduk, bunu duruşmalarda da ifade ettik.
*Daha önce derneği açmayı hiç düşündünüz mü, ya da denediniz mi?
Yalçınkaya: Denedik, bu maddeler kalktığı zaman mahkemeye müracaat ettik. Bir de o dönemin bütün partilerini dolaştık sorunumuzu anlattık, hatta bir yasa teklifi bile sunduk ama maalesef o dönemki partiler bunu yapmadı.
Bican: Biz 1990’dan sonra Süleyman Demirel’e kadar gittik, kanun tasarısı verdik. O zaman CHP kanun tasarısıyla partiyi yeniden açmıştı. Partiler cunta döneminde anarşi ortamını yaratan, ülkeyi batağa götüren kuruluşlar olarak ifade ediliyordu. Ama onları kurtarıyorlar biz ortada kalıyoruz. Yasal yolla açmak için çalıştık, olmadı. Kimse yüzümüze bakmadı. O zamanlar biraz daha darbenin etkisi altındaydık o nedenle çok aktif olamadık.
*Derneği yeniden açma amacınız nedir?
Yalçınkaya: Bir kere öldürülen arkadaşlarımıza borcumuz var. İkincisi 12 Eylül’ün bu büyük hukuksuzluğu bizi rahatsız ediyor. Davamıza sahip çıkıp, o kırılan onurumuzu yeniden onarmak istiyoruz. Onlar bizim onurumuzu kırdılar, bizi kapattılar, bize hapis yattırdılar, bize çeşitli işkenceler yaptılar, yani bizi insanlıktan çıkarmak için her türlü şeyi yaptılar. Biz de 12 Eylül’ün bu hukuksuzluğu ile hesaplaşması ve yüzleşmesi için derneğimizi yeniden açtık.
Seyfettin Bican: İçimizde bir sızı var da ondan. Örgütümüzü geri almak istiyoruz. Bizim yapmak istediğimiz insanları bu 12 Eylül hukuksuzluğu üzerinde düşünmeye sevk etmek. Bizim örgütümüz kapatıldı. Çok büyük bedeller ödeyerek kurduğumuz bir örgüttü bu. 210 arkadaşımızı kaybettik, 3 bin 824 arkadaşımız meslekten men edilmişti. 12 Eylül’ün bu uygulamaları karşısında dava açma hakkın da yok.
*Bundan sonra neler yapacaksınız?
Bican: Birinci amacımızı üç aşağı beş yukarı gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Valilik yarın bizim başvurumuza nasıl cevap verir bilmiyoruz. Yarın gelip burayı kapatabilirler, İsmet hocayı evinden alıp götürebilirler… Biz 24 Haziran’da dilekçemizi verdikten sonra arkadaşlarımızla yaptığımız değerlendirmede bir genel kurul yapmaya karar verdik. Delegelerimizi toparlayıp, bir ay içerisinde genel kurulu gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Ardından yeni yönetim derneğin faaliyetlerini belirleyecek. Örgütlenme tazelenecek, el konulan mallarımızı geri almaya çalışacağız.
*Derneğin hangi mallarına el konuldu?
Bican: Bütün şubelerimizi ve içinde bulunduğu bütün mallara el koydular. Mesela Büyük Ada’da şuan öğretmenevi olarak kullanılan köşk var. Bankalardaki paraların hepsine el konuldu. Genel merkez binamız vardı iki daire, şuan lojman olarak kullanılıyor. Bizim tespitlerimize göre bunların hepsi hazineye devredilmiş durumda. Bazı binalarımız öğretmenevi olarak kullanılıyor.
*Peki valiliğe verdiğiniz dilekçeye olumsuz yanıt gelirse ne yapacaksınız?
Yaçandağ: Dava açacağız, hukuksal süreci başlatacağız. Bir şey demezlerse de yolumuza devam edeceğiz.
Bican: Bu hiç önemli değil. Biz bu konuda parlamentoyu çalıştırıp, oradan destek almaya ç çalışacağız. Milletvekilleriyle görüşüp, bir taraftan da yasa yoluyla da bu işin önünü açmanın koşullarını yaratacağız.
*Şimdiye kadar kimlerle görüştünüz?
AKP, BDP ve DSP ile görüştük. Kılıçdaroğlu ile genel başkan olmadan önce bireysel olarak görüştük. Kurumsal olarak randevu istedik, ama henüz bir yanıt alamadık.
*AKP sizi nasıl karşıladı?
Bican: Şaşırtıcı bir yaklaşımı oldu. AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı ile görüştük. ‘Vilayete gideceğiz, dilekçe vereceğiz, derneği açacağız ve yolumuza devam edeceğiz’ dedik. ‘Bu konuda bizim önümüze engel çıkarmayın, çıkacak olan engelleri de ortadan kaldırın’ dedik. Kendilerine bir dosya sunduk, o dosya içerisinde TÖB-DER’in davalara ilişkin bilgileri var. Ayşegül Hanım da bize ‘tamam’ dedi. İsmet hoca da ona ‘her zaman mağdurun arkasında olacağınızı söylemiştiniz, bunu görelim’ dedi. Görüşmeden üç dört saat sonra Ayşegül hanım beni aradı, ‘ben sizin bize vermiş olduğunuz dosyayı çoğalttım gruptaki arkadaşlara dağıttım, MEB’e, İçişleri Bakanlığı’na ve Maliye Bakanlığı’na birer tane kendim elden götürdüm’ dedi. Vermiş hakikaten, çünkü o dosyalardan biri MEB’de karşımıza çıktı. Derneği açmadan önce de ben kendisiyle görüştüm. ‘Biz açıyoruz, kurumumuzu kapatmayın, lütfen valinizle görüşür müsünüz’ dedim. O da görüşeyim dedi üç saat sonra döndü, ‘ben valiyle görüştüm’ dedi. CHP’den randevu alamıyorsun, AKP’den bir insan bu şekilde ilgileniyor…
*Yeniden açmayı nasıl organize ettiniz?
Yalçınkaya: Genel yönetim kurulu üyelerinden 21’ini bulabildik. Tabi yurtdışında olanlar var, yurtiçinde olup da bulamadıklarımız, yaşamını yitirenler var. Mesela bizim Genel Saymanımız Abdullah Gülbudak hapishanede işkence gördü, tedavi edilmediği için öldü.
Bican: Biz bu işe kalkıştıktan sonra GYK’dan kime ulaşabildiysek ulaştık. Geldiler görüştük. Onlar bize yetki verdi. İsmet hoca, ben ve bir de Ankara Şube Başkanımız Tahsin Doğan’a. O yetki üzerine biz bütün görüşmeleri yürüttük.
*Son sözlerinizi alabilir miyiz?
Yalçınkaya: Türkiye’nin bu karanlık dönemiyle yüzleşmesi gerekiyor. Kürt sorunu yakıcı bir sorun, barışçıl bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Çünkü bizim gidebileceğimiz başka bir ülke yok. Bu ülkede yaşamak zorundayız. Eşit koşullarda, özgür, kardeşçe, savaşmadan, barış içinde bir arada yaşamak zorundayız.
Bican: Bizim yapmak istediğimiz yaşanabilir bir Türkiye. O da zor bir olay değil aslında. Türkiye çok güzel bir ülke diyorlar, ama öyle bir duruma soktular ki herkes kan ağlıyor. Demokratik kitle örgütleri haykırıyor, herkes aynı şeyi söylüyor, artık kan dursun.
İSMET YALÇINKAYA:
Kara Harp Okulu’nda öğrenciyken, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963’te Albay Talat Aydemir olayları sırasında okuldan atıldı. Ardından öğretmenliğe başladı. Kendi deyimiyle cuntanın kazığını üç kere yemiş. İlk kazığı okuldan atılarak, ikincisini 1971 cuntasında tutuklanarak, üçüncü ve en büyük kazığı ise 12 Eylül cuntası ile yemiş. TÖB-DER davasından beş yıl hapis cezası yattı. 1982’de görevden uzaklaştırıldı, 1995’te yeniden döndü. Eğitim Sen üyesiyken emekli oldu.
SEYFETTİN BİCAN:
1966’da öğretmenliğe başladı. 1980’de askeri mahkemede yargılanarak dokuz yıl hapis cezası aldı, görevden uzaklaştırıldı. Hapis cezasını yattı, 12 yıl görevini yerine getiremedi. Ardından haklarında alınan cezalar düştü ve tekrar göreve başladı. Şuan 62 yaşında, halen öğretmenliğe devam ediyor. dokuz yıl hapis cezası aldığında henüz TÖB-DER’de 21 günlük yöneticiydi.
ANF NEWS AGENCY
NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR