Eylül 09, 2010
KCK Yürütme Konsey Başkanı Murat Karayılan kontrollü bir savunma savaşını yürüttüklerini belirterek, ‘’Tüm gücümüzü ortaya koymuş değiliz. Biz hala uyarıcı bir pozisyonda duruyoruz’’ dedi.
‘’Yüz yıl da sürse biz direniriz. Biz o onursuzluğu kabul edemeyiz. Bizi zorla Türkleştirme politikasını asla kabul edemeyiz’’ diyen Karayılan Türkiye halkıyla eşit ve özgür temelde yaşama çizgisinde olduklarını söyledi.
1 Haziran 2010’dan itibaren Kürt sorununda yeni bir dönem başladı. KCK Başkanlığı bunu yaptığı açıklama ile kamuoyuna duyurdu. Bu açıklamanın ardından Kuzey Kürdistan’da başlayan çatışmalar şiddetlenerek Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Marmara bölgelerine kadar yayıldı. Türk savaş uçakları gerillanın denetimindeki Medya savunma Alanlarına aralıklarla hava saldırıları düzenledi. Çatışmaların yaygınlaşmasının ardından yaşanan can kayıplarında artışlar oldu.
Bütün bu gelişmeler ile Kürt meselesinin Türkiye’nin ve bölgenin en temel sorunu olarak yine gündemin en baş sırasına oturdu. Kimisi Kürt meselesinin askeri-asayiş sorunu olarak ele alınması gerektiğini, kimisi artık sorunun çözülmesi gerektiğini kimisi de farklı yönleri ile tartışmaları ele alıp tartışıyor. Peki KCK 1 Haziran’dan bu yana ortaya çıkan gelişmeleri ve tartışmaları nasıl değerlendiriyor? KCK Yürütme Konsey Başkanı Murat Karayılan ile bütün konuları Roj TV’ye yaptığım Ülkeden Bakış programı ve Fırat Haber Ajansı için konuştuk. Karayılan, “Demokratik Özerklik Çözümü”nün ne anlama geldiğini, gerillanın direnişini anlattı. İşte Karayılan ile yaptığımız söyleşinin birinci bölümü:
* 1 Haziran 2010’dan sonraki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz… Bu dönemin özelliği nedir?
- 18 yıldan bu yana önderliğimiz ve hareketimiz Kürt sorununda demokratik çözümü geliştirmek için çok yoğun çabalar harcadı. Deklarasyonlar yayınlandı. En son 13 Nisan 2009’dan 1 Haziran 2010’a kadar süren bir çatışmasızlık durumu ısrarla sürdürülmeye çalışıldı. Bütün bunlara rağmen ortaya çıkan sonuç Türk devletinin ve AKP hükümetinin Kürt halkıyla bir barışı ve demokratik çözümü yapmak istemediği ortaya çıkmıştır. AKP’nin Kürt halkıyla barış yapma, çözüm geliştirme değil, Kürt halkını teslim alma, kendine tabi kılma ve asimilasyon politikalarında ısrar ettiği anlaşılmıştır. Bu açıdan Önder Apo 3. sürecin sonlandığını, ancak kendisinin demokratik çözüm sürecinde durduğunu, durmaya devam edeceğini belirtti. Biz de bu temelde hareket olarak yeni bir süreci başlatma gereği duyduk. Bu yeni sürecin başlatılmasının karar ve sorumluluğu hareketimizin yönetimine aittir. Kimi çevrelerin bu yeni süreci Önderliğimize yıkmaları büyük bir saptırmadır.
* Sayın Öcalan çözüm olursa oynayabileceği rolü ortaya koymuştu. Hareketiniz açısından ve özellikle bu dönemde Önderliğinizin rolü nedir? Kamuoyundaki bu yönlü tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Önder Apo’nun rolü sadece hareketimiz için değil, tüm Kürt halkı için bellidir. Bunu defalarca vurgulamışızdır. Bir halkın önderliğidir. Elbette ki bütün konularda belirleyici bir rolü vardır. Kendisi üçüncü dönemin bittiğini fakat buna rağmen çözüm çizgisinde durduğunu ve aradan çekildiğini belirtti. Neden? Çünkü muhatap bulamadığını söyledi. Çünkü AKP’nin, devletin imha ve yok etmeye dönük politikaları durmadı, devam etti. Bunu gördüğü için aradan çekildiğini belirtti. Biz bir hareketiz. Bizim meclisimiz var, yönetimimiz var, bizim yürütmelerimiz var, konseyimiz var. Bütün bu durumları aslında altı-yedi aydan beri değerlendiriyoruz. Kendi çözümümüzü kendimizin geliştirmesi gerektiğine dayanarak, yeni bir dönemin başlatılması kararını aldık. Bu artık bir zorunluluk ve gereklilik olarak gündemimize girmiş bulunmaktadır. Eğer devlet seninle bir çözüm geliştirmiyorsa sen o zaman sen kendi öz gücünle çözümünü geliştirmeye çalışırsın. Bizim de yaptığımız budur. Çünkü devlet sadece Kürt halkıyla demokratik çözümü yapmak istemiyor aynı zamanda bu halkı yok etmek, teslim almak istiyor. Bu tehlikelidir. Bizim en makul çözüm önerilerimize rağmen reddedici bir duruş seni yok edeceğim anlamına gelir. Bu açıdan tehlikelidir. Biz yeni sürecin “ulusal varlığı koruma, özgür yaşamı inşa etme” olarak ele alıyoruz ve bu temelde yeni dönemde biz kendi çözümümüzü kendimiz geliştirmek zorundayız. Bizim bu konudaki yaklaşımımız elbette ki çözümü yaratma, kendi gücümüzle çözümü ortaya koyma, devlet bu çözüme gelirse buna açık olma, gelmezse de kendi çözümümüzü kendi öz gücümüze dayanarak geliştirme kararlılığı temelinde yeni dönem gelişmiştir.
* Bu dönemde özellikle AKP’ye yakın çevrelerde bazı tartışmalar var. Tartışmalar şöyle: “AKP anayasa değişikliği yapacaktı sabote edildi”, İskenderun eylemi İsrail ilişkilerine bağlandı. AKP’ye karşı savaş ilan edildi. Hatta zaman zaman Ergenekon’la ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Sizin bu tartışmalara ilişkin görüşleriniz nelerdir?
- Biz AKP’nin zihniyetini ve planını çözmüş bulunuyoruz. Biz süreci nasıl ele almak istediğini ve nasıl ele almakta olduğunu tamamen kavramış durumdayız. Biz ateşkes ilan ettik. Buna karşı ne yapıldı? Siyasal soykırım olarak tanımladığımız bir süreç başlattı. Aslında Kürt özgürlük hareketinin toplumsal tabanını daralma, sindirmeyi hedefledi. Onların hedefi bastırmak ve sindirmek amaçlıydı. Öte yandan uluslararası güçleri dayanak yaparak ABD’den, Irak’tan, İsrail’den destek alarak, yine öbür taraftan İran ve Suriye ile yaptığı ittifaka dayanarak bizi dıştan da kuşatmak istedi. Bunu birçok kez dışişleri bakanı da dile getirdi. Bir taraftan içten daraltma, marjinalleştirme, öbür taraftan da dıştan kuşatma, giderek daraltma, sonuç olarak da sonbahara doğru nihai bir askeri darbe ile hareketi güçten düşürmeyi planlamıştı devlet ve AKP.
Biz bunları fark ettiğimiz için onların planını bozduk. Önderliğimizin ben aradan çekiliyorum, demesinin nedeni bu planı fark ettiğindendir. Bizim yaptığımız aslında devletin ve AKP’nin planını anlama ve bu temelde yeni bir çıkış yaparak, bu planı boşa çıkarmaktır. AKP’nin tasarladığı bütün planlar alt üst oldu. Aynı zamanda komşularla sıfır problem adı altında Davutoğlu’nun geliştirdiği politikalar da çeşitli yerlerde duvara çarptı. Bizim de böyle bir planı boşa çıkaran bir çıkış yapmamız hükümetin ve devletin dengesini sarsmıştır. Onların saldırgan bir üslup kullanmalarının altında bu neden yatmaktadır. Çünkü onların karşısında süreci gelişmeleri ve süreci okuyan bir önderlik ve bir hareket vardır. Onlar Kürt halkını demokratik açılım adını verdikleri özünde de içi boş olan, tamamen tasfiye planı açısından perdeleme görevini gören bazı Kürt çevrelerini oyalayabileceğini, bizi de kandırabileceğini sanarak, bu planı önlerine koymuşlardır. Ama onların beklediği gibi olmadı. O demokratik açılım dediklerini bugün herkes nemenem bir şey olduğunu herkes biliyor. Biz hareket olarak bu durumu çözümlemiş bulunuyoruz. Bu politikalar boşa çıkarılacaktır. Gelişen mücadele bunu boşa çıkaracaktır.
‘ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ AKP’NİN SAFSATASIDIR’
Anayasa değişiklik paketi deniliyor ama anayasa değişiklik paketine ilişkin biz daha önce görüşlerimizi dile getirdik. Aslında bu AKP hükümetini güçlendirmeye dönük, hâkimiyetini tam sağlama açısından önündeki engelleri aşmaya ve etkisizleştirmeye dönük bir pakettir. Bazı açılardan iyileştirici bazı yönleri olmuş olabilir ama Kürt halkı açısından hiçbir şey yoktur. Bir kere anayasada 66. Madde dururken ve sen Kürt sorunu çözüyorum diyorsan, bu maddeye hiç değinmeden, oraya hiç dokunmadan ben anayasayı demokratikleştireceğim, demek bir safsatadır. Bu anayasa Kürt halkını inkar eden, inkardan öte imhayı reva gören bir anayasadır. Bu anayasanın bu temel maddelerine dokunulmuş mudur, hayır. O zaman bizim bu yeni anayasa değişiklik paketinde Kürt halkına ait hiçbir şey yoktur.
Bu anayasa değişikliğini bozacak, burada hareketi başkalarıyla bağlantılandırma girişimleri ucuz girişimlerdir. Bunlara cevap verme gereği duymuyorum, zaten arkadaşlarım bu yönlü cevap verdiler. Bunların hepsi birer safsatadır. Ortada bir gerçeklik var. Kürt halkı var. Kürt halkını yok etme siyaseti vardır. Bu siyasete karşı kendi öz gücüne dayanarak direnen bir halk hareketi vardır. Gerçek budur. Eğer şimdi AKP ve Türk devleti halen durduğumuz noktada soruna doğru yaklaşmak istiyorsa evvela şunu söyleyecek; Türkiye’de yaşayan bir Kürt olgusu ve halkı var, biz bu halkı şimdiye kadar tanımadık, asimilasyon politikasına tabi tuttuk, bunun için serhildanlar oldu, isyanlar gelişti, bunları da bastırdık, fakat gelinen noktada bir gerçek var, biz Kürt halkı biz tanımak zorundayız. Kültürel ve kimlik haklarını tanımak zorundayız. Bu konu AKP’nin çıkarcı yaklaşımlarıyla, haneme bir şeyler yazayım hesaplarıyla, bazı çıkışlarla ele alınacak bir konu değil. Bu konu çok stratejik bir konudur. Türkiye açısından ulusal bir sorundur. Bu konuyu devlet gündemine alacaksa köktenci bir biçimde ele almak zorundadır. Devlet çokça katliam yapmış, Kürt halkına yönelik imha politikaları uygulamıştır. Şimdi devlet bundan vazgeçecek midir, geçmeyecek midir?
YÜZ YIL SÜRSE DE DİRENİRİZ
* Bu konuda çokça tartışmalar var yani devlet bu politikalarından vazgeçecek mi geçmeyecek mi şeklinde…
- Tartışılıyor olması da iyidir. Çok az bir kesim dışında tartışanların çoğu farklı bir eksende tartışıyor. Yani işin esasına, özüne inme durumu yoktur. Sınırlı bazı çevreler, kesimler dışında iki kesim var. Bir kesim zaten tümden imhacı kesimdir, bir kesim de biz bu çatışmaların nasıl önüne geçebiliriz ekseninde yaklaşmaktadır. Ama sen bu soruna ‘terör’ retoriğiyle yaklaştığın vakit bu sorunu çözemezsin. Ortada ‘terör’ diye bir şey yoktur. Eğer terör dersen o zaman devlet terörü vardır. Dersim’de ne olmuştur? Doksan bin insanımız nasıl katledilmiştir? Zilan’da otuz bin insanımız nasıl katledilmiştir? Yeni katliamda kırk iki bin insanımız katledilmiştir? Bu insanlar nasıl katledilmiştir? Ortada şiddetle sorunu çözmek isteyen bir devlet var. Şimdi buna karşı direnen bir güç var. Sen bu gücü terör sayıp, devletin yaptıklarını da reva görürsen o zaman rotayı kaybetmiş olursun. Bu eksendeki bir tartışma yaklaşımıyla sorun çözülemez. Sorun Kürt halk gerçekliğinin görülmesi temelinde sürdürülen mücadelenin neye dayandığı ve neyi hedeflediği ekseninde çözülürse çözüme gidilir.
Bu konuda bazı kurumlar bazı kesimler olumlu bir yaklaşım içerisindedirler ama profesör, aydın, yazar denilen çoğu kesimlerin üzerinde yürüdüğü eksen bana göre çözüme hizmet etmeyen bir eksendir. Çünkü bir kere sen terör dedin mi o zaman terörü yok etmek gerekiyor. Önceki Kürt isyanlarına eşkıya dediler. Ama biz hala Şeyh Saitlerin mezarlarını arıyoruz. Neden? Çünkü çete başı, eşkıya dediler ve idam ettiler. Hem çağırdılar, gelin anlaşalım, dediler hem de idam ettiler. Böyle olmaz. Bu Kürt halkına karşı bir saygısızlıktır. Kürt halk gerçekliğine karşı bir saygısızlıktır. Eğer doğru çözüm tarzına ulaşılmak isteniyorsa bu retorik bir tarafa verilmelidir. Çünkü Türkiye cumhuriyeti zaten seksen küsur senedir bunu böyle ele aldığı için tıkanmıştır.
Böyle devam edilirse ne olur? Biz direniriz. Kürt halkı olarak biz direniriz. Yüz yıl da sürse biz direniriz. Biz o onursuzluğu kabul edemeyiz. Bizi zorla Türkleştirme politikasını asla kabul edemeyiz. Herkesin bunu bilmesi gerekiyor. Ama biz ortak yaşama varız. Bizi köle statüsüne koyma değil, insan statüsüne koyma, kültürümüze saygı gösterme, kimliğimize saygı gösterme, halkımızın iradesine saygı gösterme temelinde biz Türkiye halkıyla bir arada eşit, özgür temelde yaşamak istiyoruz. Biz bunun formüllerini on sekiz yıldır ortaya koyuyoruz ama bunların hepsi reddedildi. Şimdi de reddedilirse biz de o zaman kendi çözümümüzü kendimiz geliştiririz. Biz de o zaman bu noktada tercihimizi koymak zorundayız. Sonuç olarak Türkiye’de yürütülen tartışmalar iyidir ama tartışmalar mevcut yürütülen düzeyiyle çözüme hizmet etmez. Çünkü sorunu doğru ele alma tarzı yok. Devletin zihniyette bir değişiklik durumu gözükmüyor. Dolayısıyla bu devam ederse çatışma süreci daha derinleşir.
KCK ATEŞKES ÇAĞRILARINI NASIL YORUMLUYOR?
* Zaman zaman açıklamalar geliyor. TÜSİAD vb. yerlerden... Kürt meselesinde dördüncü dönemin karakteri gereği dolaylı değil de direkt diyalog demiştiniz. Yine bazı telkinler ve çağrılar var, eylemsizlik, silah bırakma ve yine operasyonların durmasına yönelik çağrılar var. Bu çağrıları bu konjonktürde nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bu süreçte ateşkes olur mu, operasyonların durması neye bağlı?
- Her şeyden önce Amed’teki sivil toplum kuruluşlarının açıklama yaptığı süreçte bizim sivil toplum kuruluşlarını tehdit ettiğimiz biçiminde Türk basınının yayınladığı haberler oldu, bu külliyen yalandır, böyle bir şey yoktur. Sivil toplum kuruşlarının Amed merkezli ve daha sonra başka yerlerde olan açıklamalara saygı duyuyoruz. Dengelidir. Fakat sadece çağrılarla yetinmek de ne yazık ki çözüm getirmiyor. Yani biz çağrı yaptık, görevimizi yapmış olduk, denilemez. Çok daha fazla çaba harcamak, irade göstermek gerekiyor. Ortaya konulan çerçeve çözüm açısından tartışılabilecek bir çerçevedir. Bir çözüm aklıdır. Çözüm arayışını içeriyor. Devlet aklı bu eksende olursa sorun çözüme doğru gidebilir. Bir bakış açısı oluşturuyor, yetersizlikleri var fakat bir tartışma zemini olabilir. Ama kimi başka bazı çevrelerin sözünü ettiğiniz gibi ateşkes çağrılarını bir kenara bırakıyorum, hiçbir anlamı da yoktur.
Bir taraftan başbakan gidip NATO’yu çağırıyor. Üstümüzde daha kapsamlı operasyonların gelişmesi için Amerika karşısında el-pençe duruyor. Yaşadığı bütün çelişkilere rağmen yeter ki birkaç tane heron alsın diye İsrail’e heyet gönderiliyor. İranla ha keza, Suriye ile ha keza. Yani ortadan kaldırılmamız için zirve üstüne zirve yapılıyor ve kararlar alınıyor. Öbür taraftan da birileri çıkıp bize tek taraflı ateşkes yapın, diyor. Öyle şey olur mu? Olmaz. Bizim gücümüz vardır. Bu devlet karşısında bizim ayakta durma gücümüz, direnme gücümüz, mücadeleyi de yükseltme gücümüz vardır. Bunda dost düşman herkes emin olabilir.
Biz şu anda kontrollü bir savunma savaşını yürütüyoruz. Yani tüm gücümüzü hala ortaya koymuş değiliz. Çünkü biz hala Türkiye ile bir arada yaşama çizgisindeyiz. Yani daha o arayışı sürdürüyoruz. Diyelim ki yarın devlet zirvelerinin aldığı kararlar çerçevesinde medya savunma alanlarına dönük, Kürdistan’ın diğer alanlarına dönük topyekûn bir savaş gelişirse o zaman biz de zinciri çözeriz, durum o zaman çok daha farklı olur. Biz şimdi çok bilinçli, planlı, organizeli bir savunma stratejisini uyguluyoruz. Çocuk değiliz, yılların tecrübesine sahibiz. Her şeyi ölçüp, biçip öyle uyguluyoruz. Öyle tüm gücümüzü devreye koymuşuz gibi yargılara varmak da yanlış olur. Kimse yanlış hesap yapmamalı. Biz hala uyarıcı bir pozisyonda duruyoruz. Siz eğer çözümsüzlükte ısrar ederseniz, inkar ve imha siyasetinde ısrarcı olursanız biz halk olarak farklı seçeneklere sahibiz. Direnme gücümüz var. Öyle 99’da başardık, ‘terörü’ bitirdik şeklindeki laflar safsatadır. Bazı yetkililerin madalya takmak için uydurdukları sahte teorilerdir. O zaman önderliğimiz bize çağrı yaptı ben kendim cihazın başına çıktım, bütün güçlere eylem yapmayın, eylemsizlik kararı alıyoruz, sınırların dışına çıkma talimatını verdi. Sen bundan nasıl biz yendik, başardık gibi bir sonuç çıkarıyorsun. Bir yenme ve yenilme durumu yoktur.
* Sanırım tartışmalardaki yanlışlık da buradan başlıyor…
- Evet yanlışlık buradan başlıyor. Yani daha baştan beri özgürlük mücadelesi, bir gerilla var, bunun dayandığı bir kitlesel güç var. Yenilen bir kimse yok. Güçlenen bir özgürlük mücadelesi var ortada. Biz şimdi 99 sürecine göre çok daha güçlüyüz ve biz hiçbir biçimde yenilmeyeceğiz. Onlar istedikleri kadar Kandil’i, Zap’ı başka bir yeri hedeflesin bu konuda sonuç alamazlar. Bir taraftan NATO davet ediliyor, çeşitli güçlerle ortak harekât için çabalar sergileniyor. Bize karşı ABD ile istihbarat sürecinde oldukları kesindir. Diğer yandan geçen hafta başbakanın mecliste yaptığı açıklamalar var. Farklı sinyalleri var. Sivil toplum kuruluşlarının çağrıları var. Biz sorunu çözeceğiz, bir kez daha ateşkes yapın, biz sorunu anayasal yollarla çözmeye çalışacağız, gibisinden sözler var. Biz hangisine inanacağız? Birisi gelip, biz sorunu çözeceğiz, bize müsaade edin, diğeri de Amerika’ya gidip istihbaratı aşan düzeyde bir ilişkimiz muhakkak olmalı. Yine yok etmek için farklı çevrelerle ilişki kurma durumu var. Bu mu doğrudur, diğeri mi doğrudur?
Bir kere net olmak gerekir. Hükümetin ve devletin siyasetini net olarak ortaya koyması gerekiyor. Sen uluslararası düzeyde bir diplomasi yürüteceksin, ondan sonra bir üslup kullanacaksın, farklı bir yerde de farklı bir üslup kullanacaksın, bu karmaşıklıktır. Ortada eğer bir samimiyet, bir ciddiyet varsa her şeyden önce bir güven sorununun olduğunu görmek gerekiyor. Bir güven bunalımı vardır. Biz defalarca söze güvendik. Farklı gelişmeler olur diye bekledik. En üst düzeyde ‘iyi şeyler’ olacak diye açıklamalar oldu. Ama iyi şeylerin neler olduğunu gördük. Tam tersi gelişmeler oldu. Savaşan güçleri tutuklayabilirsin, illegal örgütleri yakalayıp, cezaevine atabilirsin. Birbirine karşı yapan güçler bunu yapar, bu meşrudur. Çünkü savaşan güçler birbirlerini zayıflatmak ister. Ama sen yasalara uygun, hukuka uygun mücadele yürüten bu halkın siyasetçileri var. Onları bir kerede komple KCK operasyonu adı altında tutuklarsan olmaz. İnsanların normal konuşmalarını, ev ve telefon konuşmalarını örgüt dokümanı gibi göstererek, halkın seçmiş olduğu belediye başkanlarını, halk meclislerini sorgusuz sualsiz içeriye atarsan, sen bu biçimde bin altı yüz kişiyi içeriye atarsan bu haksızlık olur. Kim buna tahammül edebilir? Bu Kürt halkının onuruna dokunuyor.
‘KCK OPERASYONU ÇÖZÜMÜ ENGELLEME OPERASYONUDUR’
Bizi de kadrolarımızı da tutuklayabilirler. Ama hiçbir yasa dışı faaliyeti bulunmayan, şiddetle hiçbir ilişkisi bulunmayan, sürekli barış çağrısını yapan insanları sen illegal örgütsünüz diye içeri tıkarsan bu senin zihniyetini açığa vuran en önemli olgu olmaz mı? İşte biz bunu gördük. Gece gündüz barış çağrılarını yapanlara böyle yapılıyorsa bize ve halkımıza ne yaparlar?
Demek ki barış istenmiyor. Özellikle bu operasyonun KCK adı altında yapılması da çok önemlidir. Her şeyden önce KCK’nin genel sorumlusu benim. KCK’nin örgütlenme projesi henüz bir tasarıdır. Biz KCK’yi Kürdistan’ın dört parçasında, yurtdışında örgütlemiş olsaydık zaten şimdi sorun çözülmüş sayılırdı. Bu bir tasarıdır. Önderliğimizin paradigmasında izahatına kavuşan yeni bir modeldir, çözüm modelidir. KCK Kürt sorununu çözme modeli olarak ortaya konulmuş bir sistemdir. Kürt halkının özgürlükçü, demokratik sistemidir. Biz bunu bir çözüm formülü olarak öngördük. Çözüm formülü olarak gördüğümüz bu tasarının daha pratik adımları bile yokken sen sorgulamaya ve yargılamaya tabi tutarsan bu ne anlama gelir? Bu ben senin çözümünü kabul etmiyorum, ben özgür Kürtle yaşamak istemiyorum, anlamına gelmez mi? O anlama gelir.
KCK bir çözüm formülüydü. KCK daha sistemleşmeden onun hakkında peşinen dava açılmıştır. Hiç alakası olmayan bir sürü insan içeri atılmıştır. Peki bulgu ve belgeler nerede? Aslında bir şey de yoktur. O iddianamenin hepsi safsatadır. O bireylerin birbirleriyle yaptıkları sohbetlerdir. Bu Kürt halkına karşı bir tutumdur, sömürgeci bir zihniyettir, tanımama zihniyetidir. Başbakan ben mi bunu yaptım, diyor. O zaman sen bu ülkede nasıl bir başbakansın, anlayalım, bize söyle. Bu kadar belediye başkanı yakalanmış, bu ülkenin her ilçesinde ileri gelen insanlar içeri atılmış, haberi yok mudur? Ben buradan tek taraflı ateşkes çağrısı yapanlara soruyorum; peki bu koşullarda sen nasıl bu çağrıyı yaparsın? Bu kadar yurtsever insan içeri tıkılmışken ve üstelik askeri operasyonlar gündemdeyken ve çocuklarımız dünyada eşi benzeri görülmeyen bir biçimde yargılanmışken, içeri atılmışken, Kürt halkına karşı bir tecavüz siyaseti yürürlükteyken biz ne yapabiliriz?
Elbette ki direneceğiz. Onurumuzu korumak ve haysiyetimizi savunmak için elbette ki direneceğiz. Hem siyasi alanda hem kitlesel ve hem de gerilla alanında direneceğiz. Zaten bizim için başka bir yol bırakılmadı. Ezme, her taraftan yozlaştırma, kadına yönelik saldırılar, gencecik insanlarımızı içeri tıkarak onları bunalıma sokma durumları Kürt halkına karşı hakarettir. Çocuk yaştaki insanlarımızın kamera karşısında kolları kırılmıştır. Yaşlı nenelerimiz içeriye atılmıştır. Barış grubunda 65 yaşındaki nene içeridedir. O barış için gitti. Barış elçisi olmak için gitti ama neye uğradığı açık ortadadır. Bunlar yok sayma zihniyetidir. Biz bunlara son verilmesi lazım diyoruz. Bu defter çatışma defteridir, bu defter soykırım defteridir, bu defteri kapatırsanız Kürt halkı sizinle bir arada yaşamaya vardır. Bu defteri kapatmazsanız bunu zorla bize dayatırsanız biz de buna karşı direniniz, çünkü bizim için başka bir yol kalmadı. Dolayısıyla bunu Türkiye’nin aklı selim çevrelerinin, devlet, hükümet yetkililerinin, sivil toplum kuruluşlarının Kürt halkını küçümseyen, iradesini ayaklar altına alan politikalardan vazgeçilmeli, Kürt halkının iradesine saygılı olunacağı deklare edilmelidir. Başbakan Kürt halkının iradesine saygılı olacağını ve bu sorunu köktenci bir biçimde ele alıp, çözeceğini açıkça söylesin. Bunu söylemiyor, Amerika’ya, NATO’ya teklifte bulunuyor. Öbür taraftan başka memurları başka şeyler söylüyorlar. Böyle olmaz, bir netliğe kavuşması lazım. Daha güven verici ciddi yaklaşımlara ihtiyaç vardır.
YARIN Demokratik özerklik nedir, CHP’deki değişim, Kürtler arası birlik tartışmaları ve çözüm olmazsa ne olur?
ANF NEWS AGENCY
NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR