Eylül 09, 2010  

Milli Nizam'da ikinci 'sağ sapma…'

ERDEM CAN -ANF
Analiz / 14:00 / 14 Temmuz 2010

Siyasette, Deniz Baykal’ı genel başkanlıktan eden tasfiye depreminin artçıları Milli Nizam geleneğini sarsıyor. Geleneğin kurucu lideri-Hocası- Necmettin Erbakan ve ekibi geleneğin son mevziden de sürüldü. Saadet Partisi kongresinde yaşanan açık çarpışma, Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki, “yenilikçiler” hareketinin adeta bir kopyası.

Refah Partisi’nin 16 Ocak 1998 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılıp, Erbakan’ın siyasi yasaklı hale gelmesi, yeni parti arayışlarını da beraberinde getirdi. Çok geçmeden de Fazilet Partisi kuruldu. Partinin 2000 yılında yapılan ilk kongresinde , “Yenilikçiler” Milli Nizam Geleneği’nin yani, Erbakan’ın genel başkan adayı Recai Kutan’ın karşısına Abdullah Gül’ü aday olarak çıkardı. Aslında bu, “yenilikçiler” açısından bir genel başkanlık kongresi değil ayrılma kararının ilanı idi. Çok geçmeden, kongreyi kaybeden, “yenilikçiler” hazırlıklarını tamamladıkları ve temelini Milli Nizam Geleneği’nin reddine dayandırdıkları AKP’nin kuruluşunu ilan etti.

Geleneğin önde gelen yeni kuşak isimlerinden Prof. Mehmet Bekaroğlu, ayrışmanın ardından AKP çıkışını, “Milli Nizam Geleneği’nin sağ sapması olarak” tarif etti. Erbakan’ın başbakanlığı döneminde Kürt Sorunu’nun silahsız çözümü amacıyla o dönem Suriye’de bulunan Abdullah Öcalan’a mektup yazdığı ancak Erdoğan ve ekibinin bundan ciddi rahatsızlık duyduğu biliniyor.

Bugüne gelirsek, geçtiğimiz hafta sonu toplanan Saadet Partisi kongresi de benzer, ancak daha açık çatışmalı bir seyir izledi. Kongrenin tek genel başkan adayı Numan Kurtulmuş, konuşmasında Erbakan’ı geleneğin, “ruhani” figürleri arasında sayıyordu ki, Erbakan salona giriverdi. Ardından da televizyon ekranlarına ve gazete haberlerine yansıyan çatışmalar yaşandı. Kavga parti yönetimini oluşturacak organların seçileceği liste üzerindeydi.

Listesinde Erbakan kanadına yer vermeyen Kurtulmuş, Erbakan’ın anahtar listesini de kesin bir tavırla reddederek, Erbakan ve ekibini partiden tasfiye etmekte kararlı olduğunu gösterdi. Bu nedenle de Kurtulmuş tek aday olmasına karşın ancak üçüncü turda ve oldukça düşük bir oyla genel başkan seçilebildi. Kurtulmuş, ne pahasına olursa olsun, ikinci akım “sağ sapma” olarak yollarını ayırdı. Parti içi tartışmalar sürüyor.

Biz şimdilik bunları bir kenara bırakıp kongre sonuçlarını yorumlamaya çalışalım.

Soru, Kurtulmuş’un Erbakan ekibini tasfiye ederken hedefinin ne olduğudur? Görünen o ki Kurtulmuş ve ekibi, AKP ile yakınlaşmaya Erbakan’a kıyasla çok daha sıcak bakmaktalar. Hatta siyasal gelecekleri açısından AKP’yi sağlam bir, “merkez” olarak gördükleri söylenebilir. Bunun ilk işaretleri 12 Eylül referandumuna ilişkin olarak verildi. Erbakan’ın AKP ile yakınlaşma konusunda çok katı bir karşı duruşa sahip olmasına rağmen, Kurtulmuş, referanduma destek vereceğini açıklayan ilk lider oldu.

Zira Erbakan’ın, kongre öncesi Kurtulmuş’un evet oyu kullanarak referanduma destek vereceklerini açıklamasından çok ciddi rahatsızlık duyduğu biliniyor. Saadet Partisi’nin AKP ile yakınlaşmasından rahatsız olan Erbakan’ın varlığı parti içerisinde Kurtulmuş’un gelecek hesaplarını bozan en büyük faktördü.

Referandumla başlayacak AKP-SP yakınlaşmasının olası bir erken ya da zamanında yapılacak bir genel seçimle nikaha dönüşmesi, Kurtulmuş’u siyasetin önemli figürlerinden biri konumuna getirecek. Kesin olan bir şey de yüzde onluk seçim barajı yüzde yedilere indirilse de SP’nin parlamentoya girmesinin oldukça zor olduğu.

AKP içerisinde ciddi bir kesimin sempatisine sahip olan Kurtulmuş, bu yolla parlamentonun kapısını da aralayacak. Geçmişte örneklerine sıkça rastlanan yöntem yine devrede.

AKP cephesinde ise buna sıcak bakanların sayısı azımsanmayacak oranda. Başta Genel Başkan Erdoğan, parçalayarak ağır bir darbe vurduğu ancak yok edemediği Erbakan geleneğine noktayı koyacak. Ve parça ayrıldığı bütünü bünyesinde eritecek.

Öte yandan, son dönemlerde yapılan hemen tüm kamuoyu yoklamaları AKP oylarında kayda değer bir erime olduğunu gösteriyor. Yine aynı yoklamalar referandumdan da beklentinin ya çok küçük bir farkla evet ya da az bir farkla hayır olacağı yönünde. Her iki sonuçta referandum sonrası AKP’nin seçimlere kadar oy kaybının devam edeceğinin belirtileri olarak yorumlanabilir.

SP’nin 2009 yerel seçimlerinde elde ettiği 5,2’lik oy oranı bu nedenle AKP açısından kolay kolay yüz çevrilecek bir oy değil. Ayrıca, AKP içerisinde bu nikahın şahitliği için aktif bir çalışmanın yürüdüğü de gelen haberler arasında. Hatta Erbakan ve ekibinin kaybettikleri kongrenin bir olağanüstü kongreyle rövanşa dönüştürülmesi durumunda, Kurtulmuş’un AKP’ye geçmeye kadar varacak bir tepki göstermesi de şaşırtıcı olmaz.

12 Eylül Referandumu’nun olası sonuçlarını kısa bir süre sonra gündeme yerleşecek olan cumhurbaşkanlığı seçimi açısından da okumak gerek. Cumhurbaşkanlığı adaylığına kesin gözüyle bakılan Erdoğan açısından 5,2’li SP oyu burada da hayati bir önem kazanıyor. Erdoğan’ın, Çankaya’ya çıkması, AKP içerisinde yer alacak Kurtulmuş’un da hareket alanını rahatlatacaktır.

Bu arada, AKP’nin, “sağ merkez” görüntüsü için SP’nin yanısıra BBP’den bazı isimlere de seçimlerde listelerinde yer vermeye hazır olduğu, bunun için görüşmelerin sürdüğü de gelen haberler arasında.

Erdoğan, kendisini Çankaya’ya taşıyacak yolun parke taşlarını, yine kendisinin devirdiği duvarın içinden seçerek, iyi bildiği bir malzemenin üzerinde yürümeyi tercih edecek gibi görünüyor.

canerdem2126@gmail.com

ANF NEWS AGENCY


© 2010 Ajansa Nûçeyan a Firatê